10 Ocak 2010 Pazar

höfff

merhaba ey insanlık. ya vallahi çok mahçubum, hiç ilgilenmiyorum blogumla. ama hiç içimden gelmiyor, ciddi anlamda açıp yazasım yok. her şey yolunda, kimse merak etmesin. hemen madde madde yazayım değişen şeylerimi;

- 9 gün önce sigarayı bıraktım, arada zorlansam da son derece mesudum.

- haftaya cumartesi sourberry 3 yaşında zirvesi için istanbul' da olacağız sevgilimlen.

- okul şahane gidiyor, hiç bu kadar mutlu çalışmamıştım. insanın başında sürekli yaptığı işlere kulp takmayan, kişisel sorunlarını işe yansıtmayan idareciler olması nefis bir şeymiş. allah razı olsun.

- izmir' e alıştım.

- sevgilimle 18 ayı devirdik ama buraya mutluyuz hoşuz süperiz yazınca hep nazar değdiğinden, artık yazmama kararı aldık. çok kötüyüz sürekli kavga ediyoruz ilişkimiz bok gibi gidiyor yazıyorum o yüzden şu an.

- formspring diye bir şey çıkmış, sorularınız için çekinmeyin; http://www.formspring.me/piretinpink

şimdilik bu kadar. =)

07 Aralık 2009 Pazartesi

ben bir tespit yapmak istiyorum sayın blog!

efendim merhaba. sevgili arkadaşım betty puf puf' un, ilişkiler üzerine sohbet odaklı yaptığı sourberry' deki programını dinlerken, uzun zamandır düşündüğüm şeyleri cümlelere dökerek kendisine mesaj şeklinde ilettim. yazdıklarımın çok doğru olduğuna kanaat edip, "bloguna yaz kardeşim bunu, burada kalmasın böylece" dedi sağolsun. ahan da paylaşıyorum;

"aşk, birlikte olduğun insanı tanıyıncaya kadar acı veriyor. çünkü o kişiyi tanıyıncaya kadar basmaman gereken ne kadar mayın varsa, boş arazide, mayınların yerini bilmeden hoplaya zıplaya yürüyorsun. ilk 3-4 cicim ayı geçtikten sonra mayınların patlayışı daha şiddetli hissediliyor, sonrasında da bir sürü kavga-gürültü oluyor. ha, tabi bunları yaşamayan extrem örnek çiftler de var ama geneli böyle. ne zaman ki birbirinin mayınlarının yerini ve o mayınlara basmamayı, onları patlatmamayı öğreniyorsun, işte o zaman ilişki ve aşk mutluluk vermeye başlıyor. o mayınların patlama sürecinde aşkın bitmiyorsa oluyor bu. ama bu süreç bazen öyle sancılı oluyor ki, arada saygı-sevgi-aşk kalmıyor. o yüzden ilişkiler başladıktan bir kaç ay sonra bitiyor.

şey var bir de, bebeklerin 3 yaşı tamamen bencildir. "benim oyuncağım, benim alanım, benim annem, benim babam" derler hep. ben merkezcidirler. paylaşma ve başkalarını düşünme yoktur, çünkü bu bilinç gelişmemiştir ve tabir-i caizse, dünya kendilerinin etrafında dönüyor sanırlar. 4-5 yaşla birlikte, başkalarının da istekleri olduğunu, oyuncaklarını paylaşmaları gerektiğini, paylaşırlarsa kendilerinin de başkalarının oyuncaklarıyla oynayabileceklerini farkederler. ilişkiler de tıpkı böyledir bence. ne zaman ki çiftler karşı tarafı mutlu etmeye odaklanır, o zaman ilişki gerçek bir ilişki olur."

eheh, öyle işte =)

30 Kasım 2009 Pazartesi

"ama lütfen beni sevmezlik etmeyin, çünkü ben sevmeye hazırım çoktan sizi.."**

oldukça uzun bir zaman aradan sonra merhabalar efendim. biraz vakitsizlikten, biraz hastalıktan, daha çok sevgilimle vakit geçirmekten, azıcık da işten güçten; ama en çok pek yazmak istemememden dolayı yazmıyordum hanidir. bir solukluk fırsat bulmuşken, iki satır karalayayım dedim, yazmadığım için çemkiren sevgili dostlarıma da selam etmiş olayım.

- burak özdemir' in "tanrının doğumgünü" kitabını okuyorum 2 aydır. normalde bu boyuttaki bir kitap benim için 3-4 günlük bir maceradır, bu kez sindire sindire gidiyorum bilerek, kişisel gelişimim için de çok yol katettiğimi söyleyebilirim. öyle bir kitapla hayatım değişti ayol insanlarından hiçbir zaman olmadım ama, bu kez durum biraz farklı. yaşamamış kimseye tarif edemeyeceğim, belli bir yaşla insanın hayatında bir şeylerin ciddi ciddi değiştiği döneme denk gelen bir kitap olunca, e içerik de son derece sağlam olunca çok etkilendim açıkçası. şiddetle tavsiyemdir. geçenlerde bir kitap için yazdığım bir yazının akabinde, dallama bir okur(üzgünüm, dallama bence) "neden tavsiye ettiğini de yazsana arkadaşım" minvalli bir yorum göndermişti. neden yazayım yahu? okurken ne zevk alacaksın o zaman? oku kendin işte, ben sadece tavsiye ediyorum, keyfim istemezse onu da yapmam. allah allah..

- okul şahane gidiyor, devlet okulu canmış. insanın başında dikilip de sürekli işine karışan işgüzar müdürler, ya da kendini kıdemli sanan öğretmen bozuntuları olmayınca çok daha kolaymış cidden her şey. çok da şanslıyım sanırım, bu kez ortamım da güzel. öyle burnu havada, dünya kendi etrafında dönüyor sanan mesai arkadaşlarım yok, okul ile ev arası yürüyerek 5 dakika. üstelik 12.30-17.30 arası çalışıyorum, mahalle maçına gider gibi. nefis. bir de haftaiçi bir akşam halkeğitim' de yetişkinlere ders vermeye başladım, ondan da ayrı bir keyif alıyorum. acaba üniversitede hocalık yapmayı düşünsem mi ciddi ciddi?

- aşk güzel şey arkadaş. sorumluluk, ilişki, bütünlük, sadakat, güven.. ben sevgilimle ayrı şehirlerde yaşadığım 1 yıl süresince hiçbir şey yaşamamışım, şimdi her şey çok daha güzel. birlikte olgunlaşmak daha da güzel, her şey daha kıymetli oluyor. dediğim gibi aşk güzel bir şey, kıymetni bilene. 17 aylarımız 17 yıllarımıza; 17 yıllarımız ömrümüze dönsün inşallah.. çok şükür, allah olmayana da versin.

- bu arada bahsetmeden geçemeyeceğim, bir arkadaşım müthiş avize ve abajurlar tasarlıyor. bunları gittigidiyor' da da satışa çıkarmış, bir bakın derim. rengarenk, odanın neresine koyacağını şaşırıyor insan cidden. ahan da link. ellerine sağlık azizim!

- 9 sene tek yaşadıktan sonra aileyle yaşamak da hem güzelmiş, hem de zormuş arkadaş.. annem çok hoş, çok düşünceli, çok tatlı filan ama ben sevmiyorum sürekli odamın toplanmasını annecim ya.. saygılar!

- sourberry' de yeni bir program açtım. cuma sabahlarınızı renklendirsin diye efendim. portakal suyu tadında, mantarlı omlet tadında, ne bileyim baileysli kahve tadında bir program. breakfast at pretty's! her cuma 10.00-12.00 arasında sizlerleyim, afişe sözlük yazarı iseniz şuradan bakabilirsiniz.. ellerimlen yaptım valla! breakfast at tiffany's mükemmel bir filmdir bu arada!(e tabii filmin isminden esinlendik!)

- mabel matiz. bu isme dikkat edin, çok duyacaksınız yakınlarda.. yazımın başlığındaki şarkı sözü, sezen aksu' nun bir şarkısından.**(bir küçük zaman)** şarkıyı mabel matiz sayesinde öğrendim, eski bir şarkı olmasına rağmen bilmiyordum. ayrıca sezen aksu yorumunu buldum ancak, mabel matiz yorumu da son derece nefis. kendi şarkıları daha da güzel, ama bir sürü farklı cover' ı var kendisinin. çok güzel bir ses. çok! 1 haftadır filan sadece mabel matiz dinliyorum desem yeridir. yolu açık olsun, bir bulup bir yitirdiğim, ancak arkadaşlık ettiğime hiçbir zaman pişman olmadığım içi güzel, kalemi kuvvetli bir insan. ben link vermiyorum, aratın bulun dinleyin derim. kulağınızın pasını alsın. =) bu şarkının sözleri de, benden sizlere armağan olsun canlar. şuradan bakabilirsiniz..

görüşürüz!

23 Eylül 2009 Çarşamba

noluyosun bilogır?

ne zamandır yazamıyorum evet. çünkü başlarda canım istemedi, keyfim yoktu pek. sonra da bilogıra bir haller oldu, açılmadı filan. en nihayetinde bugün açıldı tıklayınca, ben de hemen bu anı değerlendireyim istedim.

son 2 aydır filan bir içim karardıydı benim sevgili okuyucu. böyle renkleri gitmişti sanki her şeyin, yaza rağmen soğuk bir kış vardı uyandığım her sabahta. şimdi bitmekte olan yaza rağmen yeniden sıcacık hissedebiliyorum, karabulutlarım dağıldı, açıldı gökyüzüm. o yüzden elim yeniden klavye tutuyor, o yüzden yeniden yazabiliyorum sanırım.

öyle işte. azıcık da olsa, ses edeyim istedim; "ben iyiyim" diye.

atamam %100 belli olmamakla birlikte, muhtemelen evimin dibindeki devlet anaokulunda olacağım. zaten yarın itibari ile göreve başlıyorum. merak eden olursa diye, dipnot olarak bunu da yazmış olayım.

hadi bakalım, kısfmet. =)

04 Eylül 2009 Cuma

teeey tey


ne blogun 2. yaşını kutladım(ağustos' daydı); ne de yarın doğum günüm olduğu halde hafta içersinde bir "hediye alınabilineybıl şeyler listesi" yaptım bu sene.

2009' dan nefret ediyorum. o kadar az güzel şey oldu ki bu sene.. 2008 ne güzeldi halbuki.. yine kötü şeyler vardı ama o kadar güzel şeyler oldu ki her şeyi unutturmuştu.. bu sene, kolejde çalıştığım zaman boyunca hayatı, sevdiğim herkesi ve her şeyi öyle ıskaladım ki, geriye dönme şansım olsa herhalde orası ile çalışmazdım. çünkü 10 aylık çalışma sonrasında benden bambaşka bir şey çıktı orada çalışmam neticesinde.. ne güzel insandım ben yahu; neşeli, fıkır fıkır.. yeri geldiğinde densiz, pervasız.. yine öyle olabilmek istiyorum. kimseye eyvallah etmeden, içimden nasıl geliyorsa öyle davranmak istiyorum. aslında en çok içimden eski halim gibi davranmanın gelmesini istiyorum..

bu sene, benim için kayıp geçmiş bir yıl olacak. 2009' dan çıkmak ve mümkünse bir daha bu seneye dair bir şey hatırlamamak istiyorum. çok net.

doğum günü yazısı yazacaktım, nereye gitti olay; yılbaşına geldik.

neyse.. yarın doğumgünüm. her yıl içim kıpır kıpır olur normalde, bu sene de ölü balık gibi değilim çok şükür ama çok da voink modumda değilim açıkçası.

olsun. yine de, inandığım her şey için; gireceğim yaşın bana huzur ve mutluluk getirmesini temenni ediyorum kendim için. her şey "artık" güzel olsun ne olur..

*bu da kendime doğumgünü armağanım olsun..

---

"gözlerin
umutlardan bir haber veriyor..

aşık olacak gibisin,
gözlerinde atıyor kalbin,
ve bir eylül akşamında, yaprak çıtırtılarıyla yürüyorsun..
yürüyorsun.. yürüyorsun..

yorgunsun;
akan sudan daha çok yorgunsun..

yalnızsın;
bir damla kadar göl içinde yalnızsın..

aşka dönecek gibisin,
gözlerinde atıyor kalbin,
ve bir eylül akşamında yaprak çıtırtılarıyla yürüyorsun..
yürüyorsun.. yürüyorsun.."

29 Ağustos 2009 Cumartesi

1 hafta sonra..

bir hafta sonra doğumgünüm. neden bilmiyorum, kazık kadar olmama rağmen hala doğumgünlerimi deli gibi bekliyorum; içimde bir sevinç, sanki çok güzel bir şeyler olacakmış gibi.. çok eğlendiğim güzel doğumgünlerim oldu son bir kaç yıldır, ancak hiçbir zaman da bir mucize yaşamadım sanırım. beklentimin ne olduğunu da bilmiyorum, sanırım çok fazla romantik-komedi, perili film filan izlemekten oluyor bunlar =)))

bu sene istanbul' da da değilim artık. alıştığım gamze, koray, cengiz üçlemesi ve diğer arkadaşlarım yanımda olamayacaklar. keşke hepimizin deli gibi parası olsa, çalışmak zorunda filan olmasak da basıp gelebilseler.. nasıl mutlu olurdum, anlatamam..

velhasıl, aslında şu an içimin sıkışıklığı da normal. her doğumgünüm öncesinde yazın bitişine üzülüyorum çünkü.. bir de, mal gibi, son derece her günkü gibi bir gün olmasın istiyorum doğumgünüm. biliyorum muhtemelen bu sene öyle olacak, ama olmasın yani ya.. nolur.. huffffff.