
uzun zamandır adam gibi yazamıyorum; koşturmaca, zihnimin sürekli dolu olması(taşınma artı iş bulma telaşeleri vs.) gösterebileceğim en somut sebepler. pc başına geçtiğim zamanlarda ise, bir şekilde yazmak gelmiyor içimden. neyse.
uzunca sayılabilecek bir zaman önce(1-2 ay gibi sanırım) cem şancı' nın "ayastefanos yalnızı" adlı kitabını okudum. ondan bahsedeceğim biraz.
sözlükte, cem şancı' nın üslubu eleştirilmiş yer yer; açıkçası ben de kitabı aldıktan başlamama kadar olan süre içersinde nasıl bir yazımla karşılaşacağımı bilmiyordum. ancak etkilendiğim kitaplardan birisi oldu açıkçası. kitap okurken üslup, akış, kendimi öykü içersinde bir yerde hissedip hissedememem gibi şeyler beni ya kitaba bağlıyor, ya da kitaptan uzaklaştırıyor. bu sebeplerden ötürü, bir oturuşta okudum sanıyorum. hikayenin sonunu da, alışılmış kalıplarla, beylik sonlarla bağlamamış yazar; içimize oturmasını sağlamış. hani eylül sonlarında, yazlıkların boşalması, okulların açılması, havanın yavaş yavaş serinlemesi gibi sebeplerle içimiz bir hoş olur, bir tuhaf hüzün çöker ya üzerimize.. işte böyle bir tat bırakıyor kitap okuduktan sonra zihinde. güzel ama hüzünlü, buruk.
bir de, hiç uzun uzadıya gezmediğim, istanbul' da yaşadığım süre içersinde ancak bir kaç kere gittiğim bir yeri, yeşilköy' ü öyle güzel anlatmış ki.. annem bana maltepe' yi, bostancı' yı nasıl anlatıyorsa, ben ilerde çocuklarıma kadıköy' ü nasıl anlatacaksam öyle anlatmış.. insan oralarda, o tarihte yaşamış kadar oluyor.
bilen biliyor artık, bir şarkıya, bir kitaba sırf bir yerindeki bir söz yahut tını için vurulabilirim ben. bu kitapta da beni vuran kısım şu oldu;
****
bir sohbet esnasında:
esas kız: kadınlar bazen onu ne kadar sevdiğini görmek için ayrılık lafını ortaya atarlar, aral. gerçekten ayrılmak istedikleri için değil.
esas oğlan: işte ben o kadının peşinden koşup, ne olur ayrılmayalım, yalvarırım geri dön, diye ağlayan erkelerden değilim. benim bakış açım biraz daha farklı. sevgiyi ölçmenin yolu ayrılık olmamalıdır. bir ilişkide ayrılık lafı gündeme gelmemelidir. ayrılık demek, sen benim hayatım için vazgeçilmez bir etken değilsin demektir. neden ayrılık konusunu gündeme taşıyabilen, ayrı yaşayabileceğini düşünen, benden vazgeçebilecek birinden ben vazgeçmeyeyim?
****
içimi burdu bu kısım iyice.. çünkü, esas oğlan gibi düşünüyorum şiddetle, ancak zaman zaman esas kızın yaptığını da yapıyorum. ki sanırım biz buna "östrojenin yan etkileri" diyoruz. evet abi, hep östrojenden!
özetle, daha fazla önbilgi vermeksizin, okuyun isterim. hep söylediğim gibi, türkler olarak; bağıra bağıra, uluorta, boyun damarlarımızı şişirecek kadar yüksek sesle bir şeylere bok atmayı, "bu kötü", "olmamış" demeyi çok iyi biliyoruz. iş hayatında da bu böyle, ekşi sözlük gibi herhangi başka bir ortamda da. ama bir şeyi beğendiğimizde beğenimizi dile getirirken, o kişi ile özel konuşuyoruz, ya da kısık sesle söylüyoruz "güzel olmuş, eline sağlık" diye.. halbuki, tam tersi olmalı. yapıcı bir insan, kötü olduğunu düşündüğü bir yönümüzü yahut bir işimizi bize kısık sesle, özel söylemeli, övgüsünü ise insanların önünde ve bağıra bağıra yapmalı diye düşünüyorum ben. nacizane. bu sebepledir ki, cem şancı' yı buradan tebrik etmek istiyorum. önünde daha uzun yıllar var, hep böyle güzel eserler yazar umarım da, ben de keyifle okurum. ellerine, kalemine, aklına sağlık.
09 Temmuz 2009 Perşembe
ayastefanos yalnızı/cem şancı
demiş ๑ ★ prettyinpink ★ ๑ @ 02:34 etiketler; ayastefanos yalnızı, cem şancı, düşünce, kitap, pretty in think, şiddetle tavsiye
Kaydol:
Kayıt Yorumları (Atom)


0 kişi duymuş:
Yorum Gönder