28 Nisan 2009 Salı
26 Nisan 2009 Pazar
olan biten
bu ara kafam çok dolu, yazmak istesem de toparlayıp yazamıyorum.
goddess artemis' ciğimin yolladığı mim aklımda, yazacağım.
sözlük izmir tayfası ile ilgili yazacağım; qm butterfly ile çekilmiş fotoğrafımızı filan koyacağım, aklımda.
teoman' a çok bayılmam. ancak son albümündeki "mavi kuş ile küçük kız" şarkısı beni benden aldı.
cem adrian' ın, bizi ölüme sürüklemek için şarkı yaptığına "nereye gidiyorsun?" şarkısından sonra kesin kanaat getirdim.
şarkılardan konu açılmışken rumeli ve ege türküleri nezdimde çok ayrı yerlere sahipler. hele ki "çalın davulları, bülbülüm altın kafeste ve dahi kırmızı buğday" türkülerinin hastasıyım. başkaları da var ama bu üçü direk alakalı alakasız gökhan' ı anımsatıyor, mutlu oluyorum. ehih.
bu haftaki sayısalda yine 2 tutturdum. ayıp denen bir şey var. 6 istemiyorum yahu? 5 istiyorum ben.
sabah kabus gördüğüm için ağlayarak uyandım, hala gerçekmiş gibi geliyor gördüklerim. zaten bir 2-3 saat kendime gelemedim uyandıktan sonra. çok fenaydı.
öyle işte.
demiş ๑ ★ prettyinpink ★ ๑ @ 20:55 2 kişi duymuş etiketler; düşünce, in a manner of speaking, konu salağı, nereloloyor?, pixieinpink, prettyinpink, sıradaki şarkı bana gelsincilik, öylesine, şarkı
17 Nisan 2009 Cuma
yok..
yine durdu sanki içim. ellerim yazamaz, gözlerim gördüğünü bilemez; sesim bir yabancı gibi, benden hariç konuşuyor sanki dilim.. öyle boş geliyor ki her şey. öyle bir "günler üzerimden aksın gitsin"ciyim ki şimdi.. keyifle değil, doymak için yiyor; mutlu ettiğinden değil öylesine içiyorum kahvemi misal..
bir keman sesi kulağımda. bir yaz gecesinin "acaba?"lı kızgınlıklarla dolu soluk ışıklarında -ki kadraja kırmızı yansır suretim- , bir balkonda, henüz hiç kırılmamış aşkların taze sevinçlerini özleten bir keman sesi.. ince bir "belki" tebessümünde, kafamda binlerce yıldız, eteklerimde gelincikler uçuşurken..
anlatmak istesem; yüzüm de yok ki; yüzüm olmadığından dudaklarım da yok ki, söyleyebileyim.. elle tutulur; "iler çıkar" yanı yok ki içimdekilerin.. eve dönüş yolunu bulabilmek için yerlere ekmek kırıntıları atan saf çocuklar gibi; satır aralarına senli bir şeyler serpiştiriyorum işte sadece.. kuşların hışmına uğrayacak ufak duygu kırıklıkları..
yine o eski hikaye. "kaçsam bırakıp"; telefonlara cevap vermesem. kimden ki kaçışım? neden her yere kendimi de götürmek zorundayım, neden bu emrivaki sahiplenme kendi benliğime, bana sordunuz mu ki hiç? neden?
yazları, kekre tadına rağmen; sahipsiz ve bol meyveli olduğundan mıdır bilinmez; evimizin yan tarafında kendiliğinden bitivermiş arsız bir ahlat ağacına tırmanmakla geçerdi bazen bütün sezon eskiden. bir keresinde saklanmıştım. aslında saklanmadım; sadece inmek istemedim ağaçtan, akşam oldu. kimse görmemişti ağaca çıkarken; yerimi bilen yoktu.. herkes aramıştı da, yarı korku yarı hınzırlıkla inmemiştim gece iyice çökene kadar.. huzurluydum, kuru dalda oturuyor olmama rağmen iyiydim orada.. o bir kaç saat; şimdi olsa sokakta altın bulmuş gibi atlayacağım bir kaç saat olurdu işte.. "yok" olmuş gibi.. "yokmuş" gibi..
bir vardı, meğer bir yokmuş. yanılsama, sanrı, zannetme ve hayal kırıklığı ibarelerinin hepsi aynı kefedeymiş, çok da ağırlarmış meğerse.. bazen ben ne desem; ağzımı ne için açsam suçmuş, anlamak yerine dönüp gitmeyi ya da bana kızmayı tercih etmiş herkes. bir de, "dünyanın düz muradı yok"muş. 3 sene çok uzun bir zamanmış; rüyama da gelmiyormuşsun artık, bir görsem de hasret gidersemmiş; keşke.
soundtrack: incesaz & yeni türkü
demiş ๑ ★ prettyinpink ★ ๑ @ 19:34 3 kişi duymuş etiketler; pixieinpink, öylesine
15 Nisan 2009 Çarşamba
smart blog
herkese selamlar. süt kardeşimin anneciği; bilge insan, şahane dost beni ödüllendirmiş! bu koşturmaca ve yoğunluk içersinde, yüzümde güller açtıran bu ödülü için kendisine çok teşekkür ediyor ve yanacıklarından şapur şupur öpüyorum.
şimdi neler yapmamız gerektiğine bakalım;
1- ödülü size veren kişinin linkini yazmalısınız.
buyrun efenim buradan; http://bilgelikyolcusu.blogspot.com/
***
2- ödül verdiğiniz kişileri yazmalısınız.
ben ödüllerimi os' a ve teletabi' ye vermek istiyorum. ödülü geri gönderme şansım olsaydı bilgeanneme ve eğer o göndermemiş olsa betty' e de ödül verirdim. bir de eğer sevgili sevgilim bloguna yazıyor olsa ona da ödül verirdim; ama çok boşladı, ceza olarak vermiyorum. yok sana ödül.
***
3- bu ödüle layık gördüğünüz kişilere bunu bildireceksiniz.
tamam, hemen iletiyorum kendilerine.
=)
demiş ๑ ★ prettyinpink ★ ๑ @ 17:59 1 kişi duymuş etiketler; ben, eğlencelik, kutlama, mim, mutluluk, prettyinpink, ödül
10 Nisan 2009 Cuma
gülendam
"sel aldı gözünü gülendam.." diyor şarkının bir mısrasında; bir de;
"ne zaman süzülür hüzün başımdan?
ne zaman diner bu gözyaşım?
ne zaman silinir bela yazımdan?
ne zaman rahatlar bu gönlüm?"
diye bir sorgu bölümü var..
çok daraldım ben yine. geldiler böyle bir; hiçbir şeyim yerinde değil, her şey havada, her şey sahipsiz; hepsi tozmuş da üflesem uçacakmış gibi. hayalkırıklığı diye bir şey hiç olmasaydı keşke. içimizdeki kırık kırık yerlerin sarılmasını bekleyerek geçmeseydi ömrümüz.
üfledim, uçtu gitti her şey. "üflediğimde uçmayacak kadar sağlam kursaydım ben de!" değil mi? değil işte. kendini de paralasan olmuyor bazen.
öyle işte, şarkıya içlendim durup dururken. bunları yazdım sonra. öylesine.
demiş ๑ ★ prettyinpink ★ ๑ @ 19:39 4 kişi duymuş etiketler; düşünce, in a manner of speaking, pixieinpink, sıradaki şarkı bana gelsincilik, öylesine, şarkı
08 Nisan 2009 Çarşamba
geri kalan kurallar..
"on altıncı kural: kusursuzdur ya allah, onu sevmek kolaydır. zor olan hatasıyla sevabıyla fani insanları sevmektir. unutma ki kişi bir şeyi ancak sevdiği ölçüde bilebilir. demek ki hakikaten kucaklamadan ötekini, yaradan'dan ötürü yaratılanı sevmeden, ne layıkıyla bilinebilir, ne layıkıyla sevebilirsin."
***
"on yedinci kural: esas kirlilik, dışta değil, kisvede değil kalpte olur. onun dışındaki her leke ne kadar kötü görünürse görünsün, yıkandı mı temizlenir, suyla arınır.yıkamakla çıkmayan tek pislik kalplerde yağ bağlamış haset ve art niyettir."
***
"on sekizinci kural: tüm kainat olanca katmanları ve karmaşasıyla insanın içinde gizlenmiştir.şeytan, dışımızda bizi ayartmayı bekleyen korkunç bir mahluk değil,bizzat içimizde bir sestir.şeytanı kendinde ara; dışında, başkalarında değil. ve unutma ki nefsini bilen rabbini bilir. başkalrıyla değil, sadece kendiyle uğraşan insan, sonunda mukafat olarak yaradan'ı tanır."
***
"on dokuzuncu kural: başkalarından saygı, ilgi ya da sevgi bekliyorsan, önce sırasıyla kendine borçlusun bunları. kendini sevmeyen birinin sevilmesi mümkün değildir. sen kendini sevdiğin halde dünya sana diken yolladı mı, sevin. yakında gül yollayacak demektir."
***
"yirminci kural: yolun ucunun nereye varacağını düşünmek beyhude bir çabadan ibarettir. sen sadece atacağın ilk adımı düşünmekle yükümlüsün. gerisi zaten kendiliğinden gelir."
***
"yirmibirinci kural: hepimiz farklı sıfatlarla sıfatlandırıldık. şayet allah herkesin tıpatıp aynı olmasını isteseydi, hiç şüphesiz öyle yapardı. farklılıklara saygı göstermemek, kendi doğrularını başkalarına dayatmaya kalkmak, hak'ın mukaddes nizamına saygısızlık etmektir."
***
"yirmi ikinci kural: hakiki allah aşığı bir meyhaneye girdi mi orası ona namazgah olur. ama bekri aynı namazgaha girdi mi orası ona meyhane olur. şu hayatta ne yaparsak yapalım, niyetimizdir farkı yaratan, suret ile yaftalar değil."
***
"yirmi üçüncü kural: yaşadığımız hayat elimize tutuşturulmuş rengarenk ve emanet bir oyuncaktan ibaret.kimisi oyuncağı o kadar ciddiye alır ki ağlar, perişan olur onun için. kimisi eline alır almaz şöyle bir kurcalar oyuncağı, kırar ve atar. ya aşırı kıymet verir, ya kıymet bilmeyiz.
aşırılıklardan uzak dur.sufi ne ifrattadır ne tefritte. sufi daima orta yerde..."
***
"yirmi dördüncü kural: madem ki insan eşref-i mahlukattır, yani varlıkların en şereflisi, attığı her adımda allah'ın yeryüzündeki halifesi olduğunu hatırlayarak, buna yakışır soylulukta hareket etmelidir. insan yoksul düşse, iftiraya uğrasa, hapse girse, hatta esir olsa bile, gene de başı dik, gözü pek, gönlü emin bir halife gibi davranmaktan vazgeçmemelidir."
***
"yirmi beşinci kural: cenneti ve cehennemi illa ki gelecekte arama. ikisi de şu an burada mevcut. ne zaman birini çıkarsanız, hesapsız ve pazarlıksız sevmeyi başarsak, cennetteyiz aslında. ne vakit birileriyle kavgaya tutuşsak: nefrete, hasede ve kine bulaşsak, tepetaklak cehenneme düşüveririz."
***
"yirmi altıncı kural: kainat yekvücut, tek varlıktır. her şey ve herkes görünmez iplerle birbirine bağlıdır. sakın kimsenin ahını alma; bir başkasının, hele hele senden zayıf olanın canını yakma. unutma ki dünyanın öte ucundaki tek bir insanın kederi, tüm insanlığı mutsuz edebilir. ve bir kişinin saadeti, herkesin yüzünü güldürebilir."
***
"yirmi yedinci kural: şu dünya bir dağ gibidir, ona nasıl seslenirsen o da sana sesleri öyle aksettirir. ağzından hayırlı bir laf çıkarsa, hayırlı laf yankılanır. şer çıkarsa, sana gerisin geri şer yankılanır.
öyleyse kim senin hakkında kötü konuşur, sen o insan hakkında kırk gün kırk gece sadece güzel sözler et. kırk günün sonunda göreceksin her şey değişmiş olacak. senin gönlün değişirse, dünya değişir."
***
"yirmi sekizinci kural: geçmiş, zihinlerimizi kaplayan bir sis bulutundan ibaret. gelecek ise başlı başına bir hayal perdesi. ne geleceğimizi bilebilir, ne geçmişimizi değiştirebiliriz. sufi daima şu an'ın hakikatini yaşar."
***
"yirmi dokuzuncu kural: kader, hayatımızın önceden çizilmiş olması demek değildir. bu sebepten, 'ne yapalım kaderimiz böyle' deyip boyun bükmek cehalet göstergesidir. kader yolun tamamını değil, sadece yol ayrımlarını verir. güzergah bellidir ama tüm dönemeç ve sapaklar yolcuya aittir. öyleyse ne hayatının hakimisin, ne de hayat karşısında çaresizsin."
***
"otuzuncu kural: hakiki sufi öyle biridir ki başkaları tarafından kınansa, ayıplansa, dedikodusu yapılsa, hatta iftiraya uğrasa bile, o ağzını açıp da kimse hakkında tek kelime kötü laf etmez.
sufi kusur görmez, kusur örter."
***
"otuz birinci kural: hakk'a yakınlaşabilmek için kadife gibi bir kalbe sahip olmalı. her insan şu veya bu şekilde yumuşamayı öğrenir. kimi bir kaza geçirir, kimi ölümcül bir hastalık; kimi ayrılık acısı çeker, kimi maddi kayıp... hepimiz kalpteki katılıkları çözmeye fırsat veren badireler atlatırız. ama kimimiz bundaki hikmeti anlar ve yumuşar; kimimiz ise, ne yazık ki daha da sertleşerek çıkar."
***
"otuz ikinci kural: aranızdaki bütün perdeleri tek tek kaldır ki, tanrı'ya saf bir aşkla bağlanabilesin. kuralların olsun ama kurallarını başkalarını dışlamak yahut yargılamak için kullanma. bilhassa putlardan uzak dur, dost. ve sakın kendi doğrularını putlaştırma! inancın büyük olsun ama inancınla büyüklük taslama!"
***
"otuz üçüncü kural: bu dünyada herkes bir şey olmaya çalışırken, sen bir hiç ol. menzilin yokluk olsun. insanın çömlekten farkı olmamalı. nasıl ki çömleği tutan dışındaki biçim değil, içindeki boşluk ise, insanı ayakta tutan da benlik zannı değil, hiçlik bilincidir."
***
"otuz dördüncü kural: hakk'a teslimiyet ne zayıflık ne edilgenlik demektir. tam tersine böyle bir teslimiyet son derece güçlü olmayı gerektirir. teslim olan insan, çalkantılı ve girdaplı sularda debelenmeyi bırakır, emin bir beldede yaşar."
***
"otuz beşinci kural: şu hayatta ancak tezatlarla ilerleyebiliriz. mümin içindeki münkirle tanışmalı, tanrıya inanmayan kişi ise içindeki inananla. insan-ı kamil mertebesine varana kadar gıdım gıdım ilerler kişi. ve ancak tezatları kucaklayabildiği ölçüde olgunlaşır."
***
"otuz altıncı kural: hileden, desiseden endişe etme. eğer birileri sana tuzak kuruyor, zarar vermek istiyorsa, tanrı da onlara tuzak kuruyordur. çukur kazanlar o çukura kendileri düşer. bu sistem karşılıklar esasına göre işler. ne bir katre hayır karşılıksız kalır, ne bir katre şer.
o'nun bilgisi dışında yaprak bile kıpırdamaz. sen sadece buna inan!"
***
"otuz yedinci kural: tanrı kılı kırk yararak titizlikle çalışan bir saat ustasıdır. o kadar dakiktir ki sayesinde her şey tam zamanında olur. ne bir saniye erken, ne bir saniye geç. her insan içiin bir aşık olma zamanı vardır, bir de ölmek zamanı."
***
"otuz sekizinci kural: 'yaşadığım hayatı değiştirmeye, kendimi dönüştürmeye hazır mıyım?' diye sormak için hiçbir zaman geç değil. kaç yaşında olursak olalım, başımızdan ne geçmiş olursa olsun, tamamen yenilenmek mümkün.
tek bir gün bile öncekinin tıpatıp tekrarıysa, yazık. her an her nefeste yenilenmeli. yepyeni bir yaşama doğmak için ölmeden önce ölmeli."
***
"otuz dokuzuncu kural: noktalar sürekli değişse de bütün aynıdır. bu dünyadan giden her hırsız için yeni bir hırsız daha doğar. ölen her dürüst insanın yerini bir dürüst insan alır. hem bütün hiçbir zaman bozulmaz, her şey yerli yerinde kalır, merkezinde... hem de bir günden bir güne hiçbir şey aynı kalmaz.
ölen her sufi için bir sufi daha doğar."
***
"kırkıncı kural: aşksız geçen bir ömür beyhude yaşanmıştır. acaba ilahi aşk peşinde mi koşmalıyım mecazi mi, yoksa dünyevi, semavi ya da cismani mi diye sorma! ayrımlar ayrımları doğurur. aşk'ın ise hiçbir sıfata ve tamlamaya ihtiyacı yoktur.
başlı başına bir dünyadır aşk. ya tam ortasındasındır, merkezinde, ya da dışındasındır, hasretinde."
***
bitti. bilgi dediğin; içinden kendi payına düştüğüne inandığın kısmını çekip çıkarıp aldığın; bazen kullandığın, hayata geçirdiğin; bazen iki evirip-çevirip çöpe attığın bir şey değil mi? elif şafak yazmış, ben de buraya aktardım. kısmet.
demiş ๑ ★ prettyinpink ★ ๑ @ 13:55 2 kişi duymuş etiketler; aşk, aşk şeriatı, elif şafak, kitap, kural, mevlana, yazar, şems, şiddetle tavsiye
07 Nisan 2009 Salı
kızılderili adım [mim]
efenim merhaba. 1 haftalık tatilim hasebiyle izmir' de olduğumdan mütevellit, bir süredir blogu boşladım. evet. şems-i tebrizi' nin kırk kuralını yazıyordum, o da aksadı. ama yazacağım, bitireceğim.
bu arada, sevgili tanrıçam goddess artemis beni mimlemiş. çok da iyi etmiş. biliyorsunuz artık, mimlere bayılıyorum. mim konusu şöyle;
1) kendinize en uyan kızılderili adı ne olabilir?
2) sizinle özdeşleşen, size en yakın hayvan hangisidir? neden bunu seçtiniz?
sabahtan beri kendime kızılderili ismi düşünüyorum. hatta bir kaç sitede araştırma da yaptım; ancak kendime uygun "ahan da bu!" diyebileceğim bir isim bulamadım. derken yine sevgili tanrıça beni uyandırdı; yıldızlar, helezonlar..
kendime kızılderili ismi olarak "yıldızlar altında helezonlar çizerek yağan pembe kar tanesi" ismini seçmeye karar verdim. evet. bundan böyle; eğer üşenmezseniz bana bu isimle hitap edebilirsiniz. yani durum şu oluyor;
prettyinpink = yıldızlar altında helezonlar çizerek yağan pembe kar tanesi.
yerseniz.
gelelim ikinci soruya. çin takvimine göre burcum horoz. aslında bir çok özelliğini de taşıyorum. ancak tabiata duyduğum sevgi haricinde horozları pek sevmem. ama bir hayvanla özdeşleşme söz konusu ise, kendimi atlara yakın hissediyorum. neden? çünkü sevildiğimi ya da sevilmediğimi anlarım. havadaki gerilim, beni her an çifte atmaya ve şaha kalkmaya yönlendirebilir. bana zarar verilmediğinde son derece zararsızımdır; zarar vereni ısırıveririm. hızlıyımdır; her ne kadar bazen miskin olabilsem de, çoğu zaman hantallıktan uzağımdır. çayırda, çimende özgürce koşmayı pek severim. ve belki tuhaf gelecek ama kan şekerim sık sık düştüğünden; bir de çocukluğumdan beri bir şekilde küp şeker yemeyi çok severim.
evet, böyle işte. =)
gelelim bu güzel mimi paslamaya;
-- "mim gelse de yazsam" diyen canım os' çuğuma;
-- fasulye' ye,
-- guybrush threepwood' a
gönderiyorum mimi. hadi bakalım.
demiş ๑ ★ prettyinpink ★ ๑ @ 10:55 6 kişi duymuş etiketler; ben, eğlencelik, hayvan, in a manner of speaking, kızılderili, kızılderili isimleri, mim, prettyinpink
01 Nisan 2009 Çarşamba
on beşinci kural:
"allah, içte ve dışta her an hepimizi tamama erdirmekle meşguldur. tek tek herbirimiz tamamlanmamış bir sanat eseriyiz. yaşadığımız her hadise, atlattığımız her badire eksiklerimizi gidermemiz için tasarlanmıştır. rab noksanlarımızla ayrı ayrı uğraşır çünkü beşeriyet denen eser, kusursuzluğu hedefler."
demiş ๑ ★ prettyinpink ★ ๑ @ 22:10 1 kişi duymuş etiketler; aşk, aşk şeriatı, elif şafak, kitap, kural, mevlana, yazar, şems


